
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Acil Yardım Fonu Ülke Temsilcisi Regina De Dominicis ile ‘Erken Çocukluk Eğitimi’ kapsamında işbirliği protokolü imzaladı. Yapılan protokolle 2022 yılında 4.000 aile ve çocuğun eğitim hayatını geliştirmesi ve iyileştirilmesi planlanıyor.
4.000 aile hedefleniyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda; “Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Acil Yardım Fonu Ülke Temsilcisi Sn. Regina De Dominicis ile ‘Erken Çocukluk Eğitimi’ kapsamında iş birliği protokolü imzaladık. 2022 sonuna kadar 4.000’i aşkın evladımızın ve ailemizin hayatına dokunmayı planlıyoruz” ifadesini kullandı.
Türkiye’deki okul öncesi eğitimin tarihçesi
Ankara Büyükşehir Belediye’sinin yapmış olduğu bu protokol ile Türkiye’de “Erken Çocukluk Eğitimi” adına belediyeler tarafından atılan en somut adımlardan birisi oldu. Atilla Arkan ile Naciye Öztürk’ün ortaklaşa yayınladıkları 2023 Eğitim Vizyonu’nda Erken Çocukluk Eğitimi başlıklı yazılarında 4 farklı başlıkta ele alındı.Bunlar; Türkiye’de erken çocukluk eğitimi uygulamaları hangi aşamadadır? OECD ülkelerinde erken çocukluk eğitiminin durumu nedir? 2023 Eğitim Vizyonu’nun erken çocukluk eğitimiyle ilgili hedefleri nelerdir? 2023 Eğitim Vizyonu kapsamında erken çocukluğun niteliğini artırıcı ne tür çalışmalar yapılabilir? soru başlıklarıyla mevcut konu ele alınmış ve önemli donelerde bulunulmuş. Türkiye’de “Erken Çocukluk Eğitimi” konusunda ilk adım 1960’larda çocuğun korunmasının beş yıllık kalkınma planlarına alınmasıyla atılmıştır. 1962’deki “Anaokulları ve Anasınıfları Yönetmeliği” ile birlikte resmi ve özel kurumlar açılıp sayıları artırılmıştır. 1973 “Milli Eğitim Temel Kanunu” ile birlikte erken çocukluk eğitiminin amaç, kapsam ve görevleri açıkça belirtilmiştir. 2000’lerde erken çocukluk eğitiminin zorunlu olması için pilot uygulama 2009-2010 eğitim öğretim döneminde 32 ilde başlatılmış ve okullaşma oranının yüzde 33’ten yüzde 39’a çıktığı açıklanmıştır. 2012-2013 döneminde ise 4+4+4 sistemine geçilmesiyle ilkokula başlama yaşı aşağı çekilmiştir. Bununla birlikte erken çocukluk eğitimi için yaygınlaştırma çalışmalarına dönülerek zorunluluktan çıkarılmıştır.
Türkiye OECD ortalamasının çok altında!
Türkiye’de erken çocukluk eğitimi ilköğretim okullarına bağlı resmi anasınıfları, ilköğretim okullarına bağlı özel anasınıfları, özel anaokulları, resmi anaokulları, 657 sayılı Kanun’un 191. maddesine göre açılan kurumlar (resmi), Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kurumlar, İş Kanunu’na göre işletmelerde açılan kreşler, yaz ve mobil anaokulları ve toplum temelli kurumlar olarak varlığını devam ettirmektedir. Öğretmenlerin erken çocukluk kurumlarında istihdamları için okul öncesi öğretmenliği lisans mezunu olmaları veya çocuk gelişimi lisans mezunu olup pedagojik formasyon almaları gerekmektedir. Çocuk gelişimi lisans programlarında çocukların gelişimsel alanlarına yönelik dersler verilirken okul öncesi öğretmenliği bölümünde çocukların eğitimine yönelik dersler ağırlıklı olarak verilmektedir. Temel olarak her iki bölüm birbirinin tamamlayıcısıdır. Erken çocukluk eğitiminde 0-36 ve 36-72 ay çocukları için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2013 programı kullanılmaktadır. 0-36 ay programı Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından takip edilirken 36-72 ay programı MEB tarafından izlenmektedir. Resmi olarak çocukların izleme ve değerlendirmesi öğretmen tarafından yapılmaktadır.Öğretmenlerin planlarının denetimini okul müdürleri gerçekleştirmektedir. Okul müdürü dışında sınıfı, çocukları, öğretmeni ve eğitim programını izleyen dış göz bulunmamaktadır. Okul, öğretmen ve yönetim süreçlerinin sürekli geliştirilebilmesi açısından bu büyük bir eksikliktir. Türkiye’deki mevcut duruma bakıldığında resmi açıklamaların nicel veriler üzerinden olduğu görülmektedir. Kadınların iş hayatına katılması, her bölgede erken çocukluk kurumlarının bulunması, şehirleşme sonucu çocukların akranlarıyla sokakta vakit geçirememeleri, ailelerin çocuklarına yetmediği düşüncesi, ailelerin çocukların sosyalleşmelerini istemeleri ve erken çocukluk eğitiminin öneminin fark edilmesi okullaşmanın artmasının sebeplerindendir. Her ne kadar Türkiye’de okullaşma yıllara göre artış gösterse de “Education at a Glance 2018” raporuna göre Türkiye’nin erken çocukluk okullaşmasında OECD ülkelerinin gerisinde kaldığı görülmektedir. Okullaşmada 3-5 yaş için OECD ortalaması yüzde 86 iken Türkiye’de bu oran yüzde 37’dir. Türkiye her yıl çocuk başına ayrılan bütçede de OECD ortalamasının altındadır. OECD ortalaması yıllık her çocuk için 8 bin 638 dolar iken Türkiye’de bu sayı 3 bin 591 dolar olarak açıklanmıştır. 2016 bütçe verilerine göre erken çocukluğa ayrılan pay yüzde 1,1’dir.
Dünyada erken çocukluk eğitimi
Pisa sonuçları ile dikkat çeken Singapur’da erken çocukluk eğitimi 3-6 yaşı kapsamaktadır ve zorunlu değildir. Fakat buna rağmen yüzde 100’e yakın okullaşması bulunmaktadır. Ülkenin doğal kaynaklarının azlığı insan gücüne verilen önemi artmıştır. Bu sebeple erken çocukluk eğitim politikaları uluslararası ekonomi göz önüne alınarak hazırlanmaktadır. Eğitim programlarının hazırlanması ve uygulanmasında Eğitim Bakanlığı, Ulusal Eğitim Enstitüsü ve okullar işbirliği halindedir. Farklı kurumların bir araya gelmesi katılım ve erişim problemlerinin çözümünü hızlandırmaktadır. Bu yüzden okula erişim sorunları bulunmamaktadır. Öğretmenlerin devlet kurumlarında çalışabilmesi için erken çocukluk eğitimi lisans programından mezun olma şartı aranmaktadır. Eğer erken çocukluk eğitimi mezunu değillerse herhangi bir lisans programından mezun olmaları ve bakanlığın verdiği eğitim programını başarıyla bitirmeleri gereklidir. Refah düzeyinin oldukça yüksek olduğu Norveç’te ise erken çocukluk eğitimi zorunlu değildir. Zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Fakat çocuklar 1,5 yaşından itibaren erken çocukluk eğitimine başlamakta ve ortalama üç yıllık bir eğitimin ardından ilkokula geçmektedir. 3-5 yaş okullaşması yüzde 100’e yakındır. Bu durumun sebepleri kadınların iş hayatına katılımları, gönüllülük gibi sosyal faaliyetler gerçekleştirmeleri ve kurumların deniz kenarı veya orman gibi yerlerde bulunmaları şeklinde gösterilebilir.13 Öğretmenler erken çocukluk eğitimi ve bakımı bölümlerinden lisans derecesiyle mezun olduktan sonra çalışabilmektedir.Avrupa ülkelerinden İngiltere’ye bakıldığında zorunlu eğitimin 5 yaşında başladığı görülmektedir. Fakat 3 yaşından itibaren çocukların eğitim almasının yasal bir hak olarak görülmesi yüzde 93 oranında okullaşmayı da beraberinde getirmiştir. İngiltere’de öğretmen olabilmek için matematik, İngilizce veya
bilim lisans programlarından mezun olmak, ardından erken çocukluk öğretmenliği derslerini almak gerekmektedir. Sonrasında okuryazarlık (literacy) ve matematik (numaracy) becerileri ölçen testi geçme şartı vardır. Son olarak Fransa’da 6 yaştan itibaren eğitim zorunludur. Bunun yanında Mart 2019’dan sonra zorunlu eğitim yaşının 3’e indirileceği Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından açıklanmıştır. OECD 2015 verilerine göre Fransa’da okullaşma oranı yüzde 100’e yakındır.18 Öğretmenler farklı modeller olsa da “ecole maternelle” şeklinde bilinen 3 yıllık lisans+18 aylık öğretmenlik eğitiminin ardından çalışabilmektedir. Gelişmiş ülkelerde çalışma şartlarıyla sosyal yapı değiştiği, şehirleşme tamamlandığı ve kalkınmanın sürdürülebilir hale gelmesi için erken çocukluk eğitimine önem verilmektedir.
2023 Eğitim Vizyonu’nda erken çocukluk: Fırsatlar ve Riskler
23 Ekim’de yayımlanan ve tanıtımına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı 2023 Eğitim Vizyonu’nda ‘Erken Çocukluk Eğitimi’nin 5 yaş için zorunlu olacağı ilan edilmişti. Buna göre üç yıl içerisinde niteliği artırmak için ortak kalite standartlarının oluşturularak izlemesinin yapılacağı, dezavantajlı gruplar için alternatif modellerin hayata geçirileceği, besin ve materyal desteğinin sağlanacağı, yaz okulu programları ve toplum temelli erken çocukluk hizmetlerinin yaygınlaştırılacağı, ailelere eğitim verileceği, özel gereksinimli çocukların bütünleştirilmesine yönelik öğretmen eğitimlerinin sağlanacağı ve dezavantajlı gruplara yönelik alternatif programların oluşturulacağı açıklanmıştı.
Türkiye’nin de destekçisi olduğu Sürdürülebilir Kalkınma için Küresel Hedefler’de “2030’a kadar bütün kız ve erkek çocuklarının onları ilköğretime hazır hale getirecek kaliteli okul öncesi eğitimine erişimlerinin güvence altına alınması” maddesi erken çocukluk eğitiminin önemine dikkat çekmektedir. 20 Vizyon belgesiyle atılan bu adım hedeflerin uluslararası politikalar da dikkate alınarak hazırlandığını göstermektedir. Vizyon belgesinde erken çocukluk için ayrı bir başlık açılması, zorunlu hale getirilmeden önce hedeflerin somut şekilde açıklanması, erken çocukluk eğitiminingörünürlüğünü artırması, amaçların yazılı halde sunulup izlenecek olması oldukça kıymetlidir. Vizyon belgesinde ortak kalite standartlarının oluşturulacağı ve izleneceği belirtilmiştir.
Kendi ülke normlarımızın oluşturulması ve somut veriler üzerinden erken çocukluğun ele alınması gelecek yıllardaki politikalar ve atılacak adımlar için oldukça önemlidir. Bu açılardan vizyon belgesi erken çocukluk eğitimini disiplinlerarası, çocuk merkezli/temelli, aileyi ve toplumu içine alan bir perspektifle ele almaktadır. Riskler Türkiye’de erken çocukluk eğitimine ait altyapı 3, 4 ve 5 yaş grupları arasında paylaşılmaktadır. Erken çocukluk eğitiminin 5 yaş için zorunlu olması durumunda mevcut altyapı sadece bu yaş grubuna aktarılabilir. Bu durum ise 5 yaş altı grupların okullaşması için bir risk/ engel oluşturabilir. Diğer bir ifadeyle gerekli altyapı sağlanamadığı takdirde eğitimin 5 yaş çocukları için zorunlu hale getirilmesi 3 ve 4 yaş grup çocuklarının eğitim alma imkanlarını olumsuz etkileyebilir. Vizyon belgesindeki en önemli vurgulardan birisi veriye dayalı değerlendirmedir.
Mevcut sistemde çocuk, öğretmen ve eğitim programlarının değerlendirmesi okul müdürleri tarafından yapılmaktadır. Fakat ilkokul ve ortaokula bağlı anasınıflarında müdür genellikle farklı alanlardan olmaktadır. Erken çocukluk eğitimi ise yapı, amaç ve program açılarından diğer kademelerden oldukça farklıdır. Bu yüzden alan dışından kişinin veri toplasa dahi değerlendirmede bulunabilmesi ve eğitimin kalitesini koruyup artırabilmek için liderlik yapabilmesi mümkün değildir. Buna dair tedbirlerin geliştirilmesi faydalı olacaktır.
Diğer bir risk 5 yaş dönemindeki okula gitmeyen çocuğun ailesi tarafından kurslar, atölyeler yoluyla veya akranlarıyla sosyalleşecekleri ortamlarda destekleniyor olmasıdır. Veya tarımsal bölgelerde geniş aile yapısı içerisinde sosyalleşme ve kendine bakım becerilerini geliştirmesidir. Zorunlu olması halinde niteliksiz sınıflar veya yeterli kaliteli öğretmen kaynağının sağlanamaması olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu da çocuk gelişimi açısından büyük bir risktir.
Yorum Yazın